Boşanma Avukatı » Boşanma Avukatı Fatih BUDAKOĞLU » 0553 390 0000
Boşanma Avukatı Tıkla Hemen Ara » 0553 390 0000

Velayet ülkemizde anne baba arasında en çok tartışılan, boşanma davaları içerisinde gündeme gelen netameli konuların başında gelmektedir. Boşanma davaları neticesinde velayet hakkı sahibi olan tarafın müşterek çocuk için diğer taraftan tedbir ve sonunda iştirak nafakası alması, velayet hakkı sahibi olmayan tarafın da çocukla kişisel görüşme hakkı olsa da bu konu yasalar ve yargısal kararlardan öte toplumda ancak belli bir kültür seviyesi ile nihai noktada idare edilebilecek nitelikte bir konu olduğu unutulmamalıdır.

Velayet | Boşanma davalarında ve genel anlamda velayet

Bütün Dünya üzerinde bir tek güzel çocuk vardır, bütün anneler de ona sahiptir.
(Çin atasözü)

Boşanma avukatı olan ya da boşanma avukatlığını kendisine branş edinmek isteyen genç hukukçulara belirtmekte yarar olan konu şudur ki; genelde bir kısım vatandaşlara bilgi verilirken anlatılması en zor konuların başında çocuğun velayeti meselesinin geldiğini yılların tecrübesiyle belirtmek isteriz.

Velayet hakkı sahibinin bu hakkı boşandığı eski eşine karşı bir silah ve cezalandırma aracı gibi kullanmaması, velayeti altındaki varlığın bir insan ve her iki tarafın da evladı olduğunu unutmaması gerektiği önem arz etmektedir. Bu kısa girişten sonra meseleye kısaca bakacak olursak;

Velayet hakkı sadece anne ve babaya aittir, devredilemez.

Velayet hakkı çocuk üzerinde anne ve babanın sahip oldukları görev ve yetkileri ifade eden bir haktır ve kural olarak velayet hakkı sadece anne ve babaya aittir. Başkasına verilemez ve devredilemez. Ancak şartların gerektirmesi halinde ise anne ve baba dışındakilerin de vasi olarak atanması mümkündür.

4721 sayılı kanunun 335. maddesi gereğince; Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar.

Evlilik birliği devam ediyorsa bu durumda taraflar arasında velayet müşterek olarak kullanılmaya devam eder. Son yasal düzenlemeler gereğince anlaşmalı boşanmalar sırasında da hakim pedagog desteği alarak da tarafların talebi gereğince velayetin ortak olarak kullanılmasına karar verebilmektedir. Ancak taraflar evli olmadan bir çocuk sahibi olmuşlarsa bu durumda velayet hakkı doğrudan anneye aittir.

Anne küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velayeti babaya verir.

Normal bir resmi nikahla devam eden evlilik sona ererken velayet hakkı her iki tarafça talep edilmesi halinde, hakim velayetin kime verileceğini ayrıntılı şekilde incelemekle mükelleftir.

Hakim tarafların talepleriyle asla bağlı olmadığı gibi re’sen de müşterek çocuğun menfaatini araştırmakla görevlidir. Küçüğün menfaati kavramı bu noktada devreye girmektedir. Küçüğün bedeni zihni, fikri ve psikososyal gelişimi açısından anne ya da babadan hangisinin yanında kalıp kalmaması gerektiğine bakılması gerektiğinden ötürü, bu noktada küçüğün üstün yararı ve menfaati gibi kavramların görmezden gelinmesi mümkün değildir.

Ülkemizde anneye velayetin ağırlıklı olarak verilmesi yönünde hakim bir kanaat olsa da nihai kararda hakim uzman bir pedagog sosyal uzman ve her türlü durumu esaslı inceleyerek çocuğun bakım şefkate muhtaç yaşta olup olmadığını da ayrıntılı şekilde inceleyip kararını vermelidir.

Anne bakım ve şefkatine muhtaç çocuğun velayeti

Anne bakım ve şefkatine muhtaç yaştaki bir çocuğun anneden alınarak babaya verilmesi ağır sosyal yaralara ve çocuk üzerinde de derin travmalara yol açtığı yadsınamaz bir gerçek olduğundan hakimler bu hususu tarafların taleplerine bağlı şekilde bırakmadan velayeti anneye vermektedirler.

Bu açıdan 0-3 yaş aralığında çocuklar anne bakım şefkatine derinden muhtaç çocuklar olarak kabul edilip genel durum itibariyle velayeti anneye verilmesi gerektiği kabul edilmektedir.Yargıtayın yerleşik ve kesin kararları da bu yaş aralığındaki çocukların velayetlerinin anneye verilmesi yönündedir.

3-7 yaş arasındaki çocuklarda ise, yine yukarıda beyan ettiğimiz gibi çocuğun üstün menfaati dikkate alınmakla beraber bazı istisnai haller saklı olmak üzere velayet yine annede kalmaktadır. Ancak anne tarafından çocuğun yaşamına ağır bir zarar ve tehlikenin verilebileceğinin kesin olarak ortaya konması, annenin çocuğa bakmaktan sağlık sebepleri gereğince aciz şekilde kalması gibi sebepler istisnalar olarak gösterilebilir.

Ancak Yargıtay ’ın genel kararı; Anne bakım ve şefkatine muhtaç küçük yaştaki çocuğun velayetinin anne yerine babaya bırakılması, ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı müddetçe usul ve yasalara aykırı olur şeklindedir.

6-7 yaş aralığındaki çocuklarda ise, çocuğa anne ya da baba tarafından sağlanacak imkanların seviyesi de önem arz etmektedir.

Her ne kadar birçok etken çocuğun velayetinin durumuna etki etse de asıl olan 6-12 yaş aralığındaki ve üzerindeki çocuklar Evrensel çocuk hakları beyannamesi ve yerleşik yargıtay içtihatları gereğince çocuğun kimin yanında kendisini huzurlu mutlu hissettiği yani kimi tercih ettiği en önemli etkendir.

İdrak çağındaki çocuklar için mutlaka çocuğun beyanı dikkate alınmalıdır. Uygulamada da genel kabul de bu yöndedir.

Velayetin kaldırılması

Velayetin kaldırılması hususu ise velayet hakkına sahip olmayan anne ve babaların sıklıkla sordukları bi konu olduğundan buna da değinmekte yarar vardır.

Medeni kanun Madde 349. Maddesine göre ;Velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibinin değiştirilebileceği ise her zaman mümkündür.

Her ne kadar çocuğun velayetini düzenlemek adına bazı kurallar yasal ve yargısal anlamda belirlenmiş olsa da tüm kuralları her zaman tevil edecek en mühim kural küçüğün menfaatidir. Unutulmamalıdır ki; idrak çağındaki çocukların tercihleri menfaatlerinin önemli bir parçası olarak uygulamada her zaman dikkate alınıp uzman pedagog raporlarının ve dolayısıyla da hakim kararlarının şekillenmesini sağlamaktadır.

Velayet sahibinin ölümü halinde ise; çocuğun velayeti doğrudan diğer ebeveyne geçmez. Bu durumda askıda kalmış olan velayetin yeniden belirlenmesi için dava açılarak velayetin talep edilmesi gerekmektedir.

Son olarak velayet hakkının velayet hakkı sahibine sağladığı bir önemli olanak da velayet hakkı sahibi tarafın çocuğuna kendi soyadını verebilmesi imkanı getirilmiştir ki ,bu da ülkemizin Dünya standartlarında velayete bakış açısını geliştiren bir durum olmuştur.

Anayasa mahkemesinin ilgili iptal kararlarına atıf yapılarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018/1306 Esas, 2018/4719 Karar sayılı ve 9.4.2018 tarihli emsal niteliğindeki kararında belirtildiği üzere; velayet hakkı sahibinin cinsiyeti ne olursa olsun kadın erkek eşitliği de dikkate alınarak çocuğuna kendi soyadını verebilecek konuma gelmiştir.

Boşanma avukatı ve diğer avukatlık hizmetleri için lütfen ana sayfamızı ziyaret ediniz.

Avukat
Fatih BUDAKOĞLU

Velayet | Boşanma davalarında ve genel anlamda velayet
Boşanma Avukatı